468x60 Reklam Alanı !

IOBit ToolBox

Yazar l On 10 Haziran 2014 Salı 0 yorum


Merhaba,
Sizlerle bilgisayarı onaran ve hataları bulan bir program ile beraberiz. Bu program diğerlerine göre daha basit bir kullanımı vardır. Bilgisayarınızı gerçekten düzeltiyor ve herhangi bir ücret talep etmiyor. Sizinde kullanmanızı tavsiye ederim. Bu program bilgisayar kullanmaya yeni başlayan kişiler için kullanımı basit olacaktır. Bunun en önemli yanlarında biride programın hiç yer kaplamaması ve Türkçe dile sahip olması. Saf bunlar için bile indirilebilir bir program sizde indirip denemek isterseniz alttaki indir butonuna basmanız yeterlidir.






Devamını Oku

Karıncaların Hayatı ve Muhteşem Yaşam Şekilleri

Yazar l On 2 Haziran 2014 Pazartesi 0 yorum

Dünyada en fazla bulunan canlı türü karıncalardır. Günümüzde yaklaşık olarak 12 Bin karınca türü tespit edilmiştir.  Karıncalar insanlara oranla yaklaşık 20 milyon kat daha fazladır. Karınca bir böcek türüdür. Yaşayış tarzı ise çok ilginçtir. Birbirleriyle dayanışma içinde olan karıncalar örgütlenerek topluluklar halinde yaşamaktadır. Bu örgütlenme çok gelişmiştir. Karıncalar koloniler kurmuştur. Karıncalar ihityacı olan besinleri üretir ve depolar. Bu işlemleri yaparken diğer yandan yavrularını dış tehlikelere karşı korur ve kolonilerine diğer canlılar tarafından gelebilicek saldırıya karşı hazır bulunurlar. Kolonilerine zarar vermek isteyen canlılara karşı savaşırlar.

Karıncalar dünya üzerinde hemen hemen her bölgede bulunmaktadır. Bunun nedeni vücut yapılarının her türlü ekosisteme uygun olmasıdır. Antartika ile birlikte bazı canlı türlerinin az bulunduğu bölgelerde karıncaların kendine özgü türleri bulunmaktadır. Karıncaların dirsekli bir yapısı vardır. Ayrıca baş kısmında antenleri bulunmaktadır.Bu özellikleri sayesinde diğer böcek türlerinde daha kolay bir şekilde ayırt edilebilmektedir.Dünyanın en çalışkan canlılarından biridir.

Karınca kolonilerinden biraz bahsedecek olursak;
Koloniler arasında belli bir görev dağılımı bulunmaktadır. Kolonilerin bazıları tarımla uğraşırken, bazıları ise hayvanlarla ilgilenip onları yetiştirebilmektedir. Bu ve benzeri şekilde koloniler arasında iş bölümü yapılmaktadır.Bu yapılan iş bölümüyle birlikte karıncalarda uzmanlaşma artmaktadır. Yani kısa bir süre sonra belli bir alanda uzmanlaşmış karınca toplulukları ortaya çıkmaktadır.

Karıncalar kendileri için ideal olan bu sistemi milyonlarca yıl öncesinden bulmuşlardır. Bu sistemde karıncalar arası rekabet diye bir şey yoktur. Herkes uzmanlaştığı işini en iyi bir şekilde yerine getirmektedir. Kolonilerin milyonlarca üyesi bulunabilmektedir. Buna rağmen sosyal düzenlerinde herhangi bir aksaklık olmamaktadır. Koloniler arası dayanışmayla birlikte herkes bu sistemden faydalanmaktadır. Karıncaların bu sistemini bir çok bilim adamı , filozof incelemiş ancak insanlara uyarlayamamıştır. Çünkü insanlar kişisel çıkarı, örgüt çıkarından üstün tutmuştur.Bu şekilde olduğu için sosyo-ekonomik birliktelikler kalıcı bir huzur getirmemiştir.

Bu koloni şeklinde meydana gelen örgütlenmenin nasıl meydana getirildiği insanlar tarafından yüzyıllarca araştırılmıştır. Karıncalar bundan 80 milyon yıl önce bir yaban arısı türünden meydana gelmişlerdir. Meydana geldikten yaklaşık 15 milyon yıl sonra kendi aralarında birliktelik ve örgütlenme hareketini başlatmışlardır. Bu sosyalleşme süreci tamamen karıncaların kendi istekleriyle gelişmiştir.

Evrimcilerin Karıncalara Bakış Açısı
Bilindiği gibi karıncalar sosyal varlıklardır. Evrimciler karıncaların örgütlenmiş olmasına anlam verememektedir. Birbirleriyle dayanışma içinde olan karıncalar evrim teorisinde hayretle karşılanmaktadır. Çünkü evrimcilere göre; canlılar hayatlarını devam ettirmek için birbirleriyle mücadele içindedirler. Her birey sadece kendisi ve yavrularını düşünür.Diğer canlılarla ise mücadele içinde bulunarak yaşam savaşı verir. İşte bu açıklama karıncaların yaşayış tarzına tamamen aykırı düşmektedir.Bu yüzden evrimciler  karıncaları açıklamada yetersiz kalmıştır.

Tüm böcek türleri hayatlarını yiyecek bulmaya adamışlardır. Yiyecekleri bulurlar ve yerler sonra karınları tekrar acıktığında yine yiyecek aramaya çıkarlar. Karşılaşabilecekleri tehlikelerden uzak durmaya çalışırlar.Ancak karıncalar bu şekilde bireysel olmadıkları görülmektedir. Karıncalarda ben duygusundan önce biz duygusu vardır.

Karıncaların Yaşam Şekli Ve Örgütlenmesi
Karıncalar koloniler şeklinde yaşamaktadır. Bu yaşam şekli iş bölümünü beraberinde getirmiştir. İş bölümüyle birlikte ise uzmanlaşma meydana gelmiştir. Karıncalarda zengin, yoksul kavramı yoktur.Rekabet ya da iktidar mücadelesi bulunmamaktadır. Bu ise ancak, ileri örgütlenme ile meydana getirilebilir.

Bazı karınca kolonileri inanılmaz bir yapıya sahiptir. Çok geniş ve büyük koloniler bulunmaktadır.Buralarda kusursuz düzen hiçbir aksamaya uğramamaktadır.

Formica Yesensis karıncalarının kurduğu koloniler dünyanın en büyük kolonilerinden sayılır. Bu kolonideki karıncalar yaklaşık 3 km2 alanda birbirinden ayrı olmayan 45 bin yuvada yaşar. Yaklaşık 1 Milyon kraliçe ve 300 Milyon işçi arı bu kolonide yaşamaktadır.Koloni içinde ise örgütlenme üst düzeydedir. Herkes yapması gerekeni en iyi şekilde gerçekleştirmektedir.

Karıncaların sosyal düzeninde bir bekçiye ihtiyaç duyulmamaktadır. Aslında kraliçe karıncalar kolonilerin hakimleri olarak görülmesi yanlıştır. Çünkü onların tek görevi soyu devam ettirmektedir.Bundan dolayı aralarında bir lider olduğunu söylemek yanlıştır. Aralarında bir yönetici grup olmamasına rağmen görevlerini kusursuz yapmaları muhteşem bir olaydır. Kendi yaşamımıza bakacak olursak, bizler topluluk haline geldiğimizde mutlaka bir lidere ihtiyaç duyarız.Lider olmadığı taktirde düzen kurmakta zorlanırız. Bunun en güzel örneği Ülkeler ve yönetiliş tarzıdır.

Bu konuyla ilgili olan alttaki belgeseli izlemenizi tavsiye ederim...

Devamını Oku

Dünyanın En Soğuk Yeri Neresidir ?

Yazar l On 0 yorum




Dünya benzersiz yerler ve noktalar ile doludur. Kışın azalan sıcaklıklar ile çok soğuk bir bölgede yaşadığınızı sanıyor olabilirsiniz. Ancak dünya üzerinde hayal bile edilemeyecek kadar soğuk ve insan yerleşim için elverişsiz bazı yerler vardır.

Antarktika uzun zamandan beri dünyanın en soğuk yeri olarak kabul ediliyor ve hala da bu rekor kırılabilmiş değil. Kesin olmak gerekirse, Antarktika’da bulunan Vostok şimdiye kadar kaydedilen en düşük sıcaklık ile dünya üzerinde mevcut en soğuk yerdir. Antarktika, Dünya’nın en güney ucunda bulunan beşinci büyük kıtasıdır. Ayrıca Dünya’nın en soğuk ve en rüzgarlı yeri olduğundan aşırılıklar kıtası diye de bilinir. Antarktika deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte olup yeryüzündeki en yüksek kıtadır.

Antarktika, her yıl çok az yağış alır ve bu nedenle bir çöl olarak kategorize edilebilir. Başka herhangi bir ülke tarafından sahiplenilmediğinden tüm dünyadan insanlar (bilim adamları) için ulaşılabilir bir yerdir. İnsanların verdiği zarardan büyük ölçüde korunmuştur bunun en önemli nedeni ulaşılması çok zor bir yer olmasıdır. Diğer taraftan son derece düşük sıcaklıklar, kaynak eksikliği, gıda eksikliği, barınak eksikliği Antarktika’yı bugün bile insanlar için yabancı bir kara yapmaktadır. Ancak teknolojinin ilerlemesi sayesinde, bilim adamları ve araştırmacıların araziyi keşfetmesi ve Antarktika’da araştırma yürütmesi artık mümkün. Dünya’da bulunan buzun yaklaşık %90′ı Antartika’dadır ve burada tüm yıl boyunca katı buz ile kaplı denizler, dağlar ve arazileri bulunmaktadır.

Sıcaklık:

Yukarıda belirtildiği gibi, Antarktika’daki “Vostok” -89,2 ° C veya -128,6 ° F veya 183 Kelvin olarak kaydedilen en düşük sıcaklık ile dünyanın en soğuk yeridir. Hatta bazen, sıcaklığın -91 ° C veya -131,8 ° F ya da 181 Kelvin kadar düştüğüne inanılmaktadır. Ancak, ikinci sıcaklık değerlerini kanıtlayan resmi bir kayıt yoktur. Antarktika’da Vostok yazında kaydedilen ortalama sıcaklık -27.5 ° C veya -17.5 ° F iken, yazın kaydedilen en yüksek sıcaklık 19 ° C ya da -2,2 ° F ya da 254 Kelvin’dir.

En Soğuk Yerleşim Yeri; Oymyakon (Rusya):

Rusya’daki “Oymyakon” dünyadaki en soğuk ikinci yer ve ayrıca dünyanın en soğuk yerleşim yeri unvanlarını elinde tutuyor. Bu kasaba, dünyanın bilinenlerinden en soğuk bölgelerinden biri olan Sibirya’da yer almaktadır. Daha önceleri sadece geyiklerin yerleşim yeri iken, son yıllarda çoğunlukla kabileler olmak üzere insan yerleşimi de başlamıştır. Oymyakon’da kaydedilen en düşük sıcaklık -71 ° C veya -96 ° F’dir. Kanada’daki “Snag” ve “Eureka”, Alaska’daki “Prospect Creek” ve Montana’daki “Rogers Pass” yeryüzündeki diğer son derece soğuk yerlerdir.

Bazı Bilgiler:

Burada Vostok ve Antarktika hakkında bazı ilginç genel bilgiler vereceğiz.

-Antarktika Ptolemaios zamanından beri bilinmekteydi ancak 1820 yılına kadar keşfedilmemişti.

-İnsanoğlu Antarktika’ya ilk olarak 1821 yılında ayak basmıştır.

-Dağlar, yaylalar, kayalıklar, vadiler, ovalar, denizler gibi tüm arazi şekilleri Antarktika bulunur.

-Dünyada hiç bir yerli insanın bulunmadığı tek yerdir.

-Vostok deniz seviyesinden 3500 metre yukarıda yer almaktadır.

-Vostok manyetik ve aynı zamanda gerçek Güney Kutbu’na son derece yakında bulunan bir yerdir.
Devamını Oku

İnsan Gözü Kaç Megapikseldir?

Yazar l On 0 yorum


Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden beyne giden sinir hücrelerinin yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir.

Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi milisaniye mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.

İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini bu şekilde farkedeceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli detaylı ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikkatle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.

Gözümüzün ışık algılayıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık algılayıcıları, sayısal kameraların algılayıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu algılayıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır ve retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar ve şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık algılayıcı hücre sayısı(ya da piksel deyin) belli bir kritik değerin üstünde olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca derinlik hissimiz bir miktar kaybolur. Retina “dekolmanı” olarak adlandırılan ve göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.

Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır ve üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür ve buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp fotoğrafı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini karşılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı algılayıp tanımlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği fotoğraf ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.

Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi ve deneyler yapılması gerekir.
Devamını Oku

İlginç Bilimsel Bilgiler

Yazar l On 0 yorum


Bilimsel olarak kanıtlanmış, hayatımıza dair bilmediğimiz bir sürü bilgi var. Bu ilginç bilgileri daha önceden biliyor muydunuz? İşte bunlardan bazıları:

- Yılanlar 3 yıl boyunca uyuyabilme yeteneğine sahiptir.
- Bozulmayan tek gıda baldır.
- Ördeklerin sesleri asla yankı yapmaz.
- Denizyıldızlarının beyinleri bulunmaz.
- Üzümler eğer mikrodalga fırına atılırsa patlar.
- İnsanlar bir yıl içinde en az 1460 rüya görürler.
- Şuan içtiğimiz sular tam 3 milyar yıl öncesine ait sulardır.
- Karıncalar mecbur kaldıklarında 2 hafta boyunca suyun altında hayatını sürdürebilir.
- Pi sayısının bir milyarıncı sayısı 9′ dur.
- Dünya üzerindeki tavuk sayısı insan sayısından daha fazladır.
- İnsanların kalça kemikleri betondan çok daha sağlamdır.
- Sabah yenilen elmanın uyku açma özelliği içilen kahveden çok daha fazladır.
- Yer çekiminin olmadığı bir ortamda mum alevinin aldığı şekil küreye benzer.
- Bir insanın doğum günü aynı zamanda dünya üzerindeki en az 9 milyon insanın da doğum günüdür.
- İnsan nefesi -90 derecede donar ve gözle görülebilir.
- Çin’ de İngilizce konuşanların sayısı Amerika’ dan daha fazladır.
- Patates, elma ve soğanın tatları aynıdır.Onlardan farklı tat alındığı duygusunu uyandıran, farklı kokulara sahip olmalarıdır.
- Kibrit kutusu büyüklüğündeki bir altın külçesi eğer yufka gibi açılırsa, bir teniz kortu büyüklüğüne ulaşabilir ve yırtılmaz.
- Esneme eylemi aslında insanların daha fazla oksijen alabilmesi ve vücuttaki fazla karbondioksidin dışarı atılması için gerçekleştirilir.
- Bir insan günde en az 28 bin litre hava, 500 litre oksijen tüketir.
- Dünyanın en hızlı kuşu 3 saniyede 128 km. hıza ulaşabilen boğazlı kırlangıçtır.
- Bir insan aşık olduğunda vücutta phenylethylamine enzimi salgılanır. İnsan bu sayede mutlu olduğunu hisseder ve bu madde çikolatanın içinde de bulunur.
- Yer çekimin bulunmadığı bir ortamda insan ağlayamaz. Çünkü gözyaşı yere doğru hareket edemez ve gözden çıkamaz.
- Sivrisinek kovucu spreyler aslında sivrisineklere rahatsızlık verip yaklaşmasını engellemez. Sivrisineklerin alıcılarını bloke eder ve insanları bir anlamda gizler.
- Kahve alkol alan kişilerin ayılmasını sağlayamaz. Aksine alkolün etkisini arttırır.
- Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin barındırdığı kalori miktarından daha fazladır. Bu yüzden zayıflamak isteyenlere önerilir.
- İnsanların vücut fonksiyonları dursa bile bu andan itibaren beyin hücreleri 5 dakika daha sağlığını korumaya devam eder. Yani beyin ölümü 5 dakika daha geç gerçekleşmeye başlar.

Tüm bu ilginç bilgiler bilimsel olarak kanıtlanmış bilgilerdir.
Devamını Oku

"Allah CC" Diye Hesap Açan Kullanıcıya Hapis

Yazar l On 0 yorum


Muş Sulh Ceza Mahkemesi, "Twitter'da 'Allah CC' adını kullanarak halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçunu işlediği iddia edilen öğretmene 15 ay hapis cezası verdi


Muş Sulh Ceza Mahkemesi, Twitter'da "Allah CC" adını kullandığı ve yazdığı mesajlarla "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçunu işlediği iddia edilen öğretmen Ertan P'ye 15 ay hapis cezası verdi. Cezası ertelenmeyen öğretmen, Yargıtay'ın kararı onaması halinde cezaevine girecek.

Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, şikayet üzerine, 2012'de başlatılan soruşturma kapsamında öğretmen Ertan P, hakkında iddianame düzenledi.

İddianamede, sanığın sosyal paylaşım sitesi Twitter'da "Allah CC" rumuzuyla hesap açtığı ve bu hesapla Allah, peygamber ve kutsal meleklerin isimlerini ve kendisini de onların yerine koymak suretiyle çok sayıda dini değerleri aşağılayıcı ve hakaret vari sözler yazdığı belirtildi.

Sanığın yazılarının eleştiri veya inançsızlık çerçevesinde olmadığı sadece aşağılama kastı ile yazdığı kaydedilen iddianamede, "Sanık söz konusu rumuzu ve yazışmaları kabul ettiğini ancak suçtan kurtulmak için kendisine ait bu hesabın başkaları tarafından hacklenmek suretiyle yazılmış yazılar da olabileceğini beyan etmiştir. Bunun soyut ve mesnetsiz olduğu, dosya kapsamından da üzerine atılı suçun sabit olduğu anlaşılmıştır'' denildi.

Yargılama İddianamenin muş Sulh Ceza Mahkemesi'nce kabul edilmesinin ardından yargılama başladı. Davada, öğretmen Ertan P, Twitter'da "Allah C.C" ismini, başka bir kullanıcıdan hacklediğini öne sürdü.

İddianamede yer alan tweetleri kendisinin atmadığını savunan sanık, adresi ele geçirdikten sonra kan bağışını destekleyen mesajlar yazdığını iddia etti. Sanık, "Bu rumuzla bir müddet yazdım. Benden sonra da bunu başkaları hacklemiş olabilir" dedi.

Şikayetçinin Müşteki avukatı Abdullah Aslan, sanığın her aşamada farklı ifadeler verdiğini belirterek, "Sanık hesabının hacklendiğini söylüyor ama bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulunmamıştır. Ayrıca hesabının hacklendiğine dair hiç bir zaman takipçilerine bilgi paylaşımı yapmamıştır. Sanık suçu işlemeye devam etmektedir" diyerek, sanığın cezalandırılmasını istedi.

Sanık avukatı Rumet Agit Özer, müvekkilinin hesabının hacklendiğini, bu nedenle hesabını başkalarının kullandığını savunarak, müvekkilinin beraatini istedi.

Ceza ertelenmedi Davayı karara bağlayan hakim, sanık Ertan P'nin eyleminin sabit olduğunu belirtti.

"Suçun işleniş biçimi, sanığın kastı, suç işlemesindeki ısrarı, failin amaç ve saikini" göz önüne alan hakim, sanığı "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlere alenen aşağılama" suçundan 8 ay hapis cezasına çarptırdı.

Cezayı suçun yayın yoluyla gerçekleştirilmesi ve değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi nedeniyle 15 aya çıkaran hakim, sanık hakkında takdiri veya yasal indirim uygulamadı.

Hakim, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluşmadığı gerekesiyle hükmün açıklanmasını geri bırakmadı, cezayı da ertelemedi. Hakim, sanığın memuriyet hakkından da yoksun bırakılmasına karar verdi.

Yargıtay, yerel mahkemenin kararını onarsa öğretmen P, hapse girecek.
Devamını Oku

Sanayi İnkilabı

Yazar l On 0 yorum


XVIII. yüzyılda ilk olarak İngiltere’de başlayan, daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan, etkileri bakımından tüm dünyayı sarsan önemli bir olaydır. Aletin yerini makinanın alması demek olan bu devrimin başlamasında ilk önemli etken buhar gücünün sanayide uygulanmasıdır.



Nedeni: Rönesans ve Reform hareketlerinin yol açtığı özgür düşünce, bilim ve teknik alanda gelişmelere ortam hazırladı. Coğrafi Keşiflerin başlattığı sömürgecilik hareketleri ile Avrupa zenginleşti. Teknik gelişmelerin üretim alanına uygulanmasıyla da endüstri devrimi doğdu.



Birinci Sanayi Devrimi : Sanayi, devrimlerle doğmadı. Devrim öncesinde de vardı; işçiler, mesela dokumacılıkta, imalatçı tacirler hesabına evlerinde çalışıyorlardı; demirciler, dökümhanelerde de dışarıdan sipariş alıyorlardı. Ama bütün bunlar zanaat düzeyindeydi. Oysa, XVIII. yüzyıl sonlarına varıldığında bu konuda büyük değişiklikler ortaya çıktı. Bu değişimler, üretim araçlarını hem nicelik hem de nitelik olarak etkiledi. Makinelerin gelişimi ve dolayısıyla maliyetlerinin yükselişi, artık işçilerin bunlara tek başlarına sahip olamayacaklarını gösteriyordu. Buharın kullanımı da bu makineleri bir araya getirme, yani fabrikada bir bina içinde toplama zorunluluğu getirdi. Böylece ekonominin verileri, aynı zamanda da günlük yaşamın çerçevesi değişti. Ayrıca taşımacılıktaki ilerlemeler de bazı dönüşümlere neden olacaktı.

Bu arada teknik yenilikleri belirtmek yerinde olur: makinelerde buharın kullanımı, kömür ve demir sektörünü etkileyerek ” birinci ” sanayi devrimine damgasını vurdu; taşımacılık alanında, demiryolu, deniz ulaşımı ve karayollarında teknik gelişmeler görüldü; dokumacılık gelişti; nihayet petrol ve elektrik gibi yeni enerji kaynaklarının kullanımı, ikinci sanayi devrimini getirdi. Kuşkusuz bu yenilikler hemen yaygınlaşmadı. Nitekim İngiltere’de odunla çalışan son yüksek fırın ancak 1809 yılında söndürüldü. Fransa’da, yeni ve geleneksel sektörler iç içe geçerek uzun süre varlıklarını korudular. Mulhouse de pamuk fabrikada eğiriliyor, ama kumaş -fason işçilikle- evlerde dokunuyordu.



Bu dönemde meydana gelen ekonomik dönüşümlerin tümünü sadece teknik gelişmelere bağlamak doğru olmaz. Tarihçilere göre bu gelişim, bir talebe verilen cevaptır. Onlar daha çok tarım alanındaki gelişmeler üstünde dururlar: söz konusu olgu, kırsal alandan kentlere doğru göçe neden olmuş, dolayısıyla potansiyel bir pazarın ve el emeğinin doğuşuna yol açmıştır. Bu yazarlar iç sınırların ortadan kalkmasıyla tutarlı ulusal pazarların oluşumuna, böylece işletmecilik düşüncesinin ortaya çıkışına ve sermaye birikimine önem verirler.
Devamını Oku